dışardaydım o ara

dışardaydım o ara

üç mü beş mi

çok mu mezatlarda

alınıp satılmış dünya

öyle duydum

 

bense

duvarlar arasında kala kalan

tuvali olmayanların fırçaları

kağıt alamayanların notaları

kalemi bitenlerin satırlarını

saklıyordum odamda

sıkı sıkıya

 

satılamadılar

hiç varoldular

Advertisements

burda değildi

yağmur damlaları

saçlarından

yanaklarından

burnundan

boynundan

sabırla süzülürken

daha mı daha

aşık olurdum ona

yağmur da bilirdi

hiç acele etmezdi

hiçbir yağmuru kaçırmazdık

yan yanayken el ele

uzaktaysak gönülle

,

yağmurlar azaldı

su diye yalvaran

çimenler sarardı

bilemeden

bağırdık çağırdık

fark edemeden

kırdık durduk

kirlendi

,

bir gün oldu ki

yağmur burda değildi

şemsiyeyle geldi

…mış

gökten kağıtlar yağmış

yerdekilere yaklaşmış

insanlar harcamamış

kuruş kuruş toplamış

yetersiz kalmış

alamamış

 

gökten kağıtlar yağmış

yere varmış

insanlar savaşmış

birbirini harcamış

bolca satın almış

 

diğer canlılar bakmış

bakmış

anlamamış

toprağına sarılmış

yiyeceğini avlamış

nefes almış

çoğalmış

yaşamış

 

gökten kağıtlar yağmış

cennette indirim varmış

keşkenin yerçekimi

pişmanlığın kararsız

adımlarından

keşkenin yerçekimine

seyirtmemek için

kararan bulutlarla

yahut en geç

ilk damlalarla

demem o ki

fırtına yaklaşırken

vedalaşırım onunla

gönlümde emsalsizken

 

bir kahve yudumu

bir sigara nefesinin

ardından

öleceğim

nihayetinde

değer mi fazlaca

üzmeye kırmaya

,

anlamayacak olana

mezarın…

kocaman yağlı bedenini

sığdıramadın dünyaya

kuzuları yedin

çayırların suyunu içtin

köy üstüne

köy kattın tapuna

insan yetmedi

on yıllarca

yıllar yetmedi

bitmeyen açlığına

 

iğne başı yer var mı

ruhuna

kedi köpek yapmaz da

kefil olmam insana

böcekler var ya

böcekler

işeyecekler

bire iki

daracık

toprağına

bir asrın çeyreği

pembe pamuk helvasını

suratının her yanına

dağıtan çocuk heyecanında

boğma beni lütfen

mutlu olsam da

korkuyorum deli sevginden

daha iki güneş

bir gece geçti

malum yaşımla

yaşının patikası

bir asrın çeyreği

 

kıştaki balıklar gibi

sakince süzül suda

öyle yavaş gel bana

kolye

kaldırımda

sarıdan yeşile

dönmeye yüz tutan

kolye çıktı karşına

dayanamadın açtın

solda adam

yanda kadın

bir çok hayatlar

kurdu aklın

 

ölümsüz aşklar

romantik mumlar

aynı yastığı

yıllarca paylaşmış

beyazlamış saçlar

evlilik yıldönümleri

doğum günleri

çocuklar torunlar

azalmaz mutluluklar

 

oysa adam

dördüncü ayın sonunda

parçalamıştı karısını

paslı bir satırla

 

ayıp

sırtımı kaşıyan

sırtımı parçalayan

sivri kırmızı tırnakların

boynumu öpen

boynumu ısıran

dişli kırmızı dudakların

heryerlerinin kokusu

heryerlerimdeyken

bırak dağılan çarşafı

uğraşma

bırak uçuşan kılları

toplama

,

sigaralı itiraflarımız

dumanlı ağlayışlarımız

geçmişlerdeki

sararmış çayırlarımız

koca dünyanın

bilemediğim kararıyla

birbirine

yanaşmış tutkularımız

saklı kalsın

perdeli yataklı odada.

 

yemek yiyelim

bira içelim

acıktım sana

,

perdesiz

yataksız

bu odada

yeniden

yeni biz’le

sevişelim.

 

eser miktar

kırk yılda bir

giderim doktora

baktım ki yaklaşmış

kırka

kanlar, çişler, kakalar

kağıtlar sonuçlar

 

su içer misiniz

tabi, her sabah

gündüzleri

tabi, bolca kahve

akşamları

tabi ki rakı

beyefendi su nerede

beyefendi değilim ama

dedim ya

rakının yanında

eser miktarda

büyük sır

sevdiğim yaz zamanları

dolunayın bahçesi

akşamın çimenleri

akşamın ateş böcekleri

hanımlar mutfakta

dostum yanımda

 

abi bir gün öyle

ertesi gün böyle

beceremiyorum

anlamayı

,

gel benimle

,

rakılar parmaklarımızda

salonun beyaz duvarında

izliyoruz ‘büyük sır’rı

sayar mısın onları

on beş galiba

,

göremiyorsun o kadını

içinden doğurduklarını

 

akşamın ateş böcekleri

yanıyor sönüyor

bir ölüyor

bir seviyor

hanımlar bahçeye katılıyor